Hepimiz birer narsistiz!
Yunan mitolojisinin ilham verdiği Rönesans Dönemi Caravaggio tablolarından, Dosteyevski’nin Yakov Petrovic Golyadkin’inden, bahçemizdeki mis kokulu sarışın nergis çiçeğinden aşinayız aslında ona. Narcissus’a. Narcissus, muazzam güzellikte genç bir adamdır. Sıradan bir güzellik değildir onunki. Görenin başını döndüren ve mıknatıs misali kendisine çeken bir etkidir. Onu bir defa gören, döner bin defa bakar. Bir rivayete göre, Narcissus’un kendi güzelliği ile tanışmasına nehir kenarında yaptığı bir yürüyüş vesile olur. O yürüyüş sırasında Narcissus suda kendi yansımasını görür; gördüğü manzara ile büyülenir. O kadar güçlü bir duygudur ki Narcissus bir daha o nehir kıyısından ayrılamaz. Nihayetinde bırakıp gidemediği sudaki büyüleyici yansıması Narcissus’un sonu olur.
Narcissus yitip gitmiş olsa da isminden türeyen “narsisizm” kelimesi bugünlere miras kalmıştır. Psikolojik bir olguyu tanımlayan bu kelime, birçoğumuz için halen büyük bir merak kaynağıdır. Klinik psikoloji alanında kişilik bozukluğu tanımı ile anılan patolojik narsisizmin aksine, gelişim ve kişilik psikolojisinde bizler narsisizmi bir kişilik özelliği olarak ele alıyoruz. Belki de bu yüzden narsisizm seans odalarındaki şeklinden sıyrılıp günlük hayatımızın koridorlarına taşınıyor. Bu yaklaşım, biraz da sırtımızı sıvazlayarak, bizlere şöyle diyor: “Hepimiz birer narsistiz!”
Bu söylediğime biraz içerlediyseniz belki siz narsisizm oranı düşük olanlardansınız. Çünkü gerçek Narcissus’lar bu yazdıklarımı okuduklarında çenelerini hafifçe yukarı kaldırdılar, göğüslerini kabarttılar, gülümsediler ve kendileri ile bir kez daha gurur duydular.
İki kuzen: Narsisizm ve Özgüven
Narsisizm denilince akla ilk gelen şeylerden biri “aşırı özgüven” oluyor. Oysa ki bilimsel çalışmaların (1) gösterdiği üzere, aşırı özgüven ile narsisizm eşdeğer kavramlar değiller. Özgüveni yüksek olan narsistler var elbet. Ancak onlar kadar, özgüveni düşük olan narsistler de mevcut. Dolayısıyla, narsisizm ve özgüvenin kombinasyonları, narsisizmin çeşitlerinden ziyade farklı şekilde dışavurumlarını yansıtıyor bize (1, 3).
Özgüveni yüksek kişilerin aksine, narsistler kendilerini Kafdağı’nda görürler. Kronik bir şekilde peşinden koştukları şey sevilmek değil, diğer insanların hayranlığı, saygısı ve övgüleridir. Bu arzuları gerçekleştiğinde dünyada onlardan mutlusu yoktur. Böyle zamanlarda kendilerini yenilmez hisseder, benlikleri ile gurur duyarlar. Oysa ki karşı tarafın ilgisi azalmaya başladığında, eleştirildiklerinde ya da kıyasıya bir rekabeti kaybettiklerinde büyük bir utançla tehdit altında hissederler kendilerini. Özgüveni yüksek olan narsistler bu durumlar karşısında esip gürlerken, hesaplaşmak için bir sonraki adımlarını planlamaya başlamışken; özgüveni düşük olanlar ise insanlarla aralarına bariyer koyabilir, depresif duygular ve yetersizlik hisleri ile boğuşabilirler.
Her iki dışa vurumda da narsistler ikili ilişkilere kendilerini adayamaz, samimiyetten kaçınırlar. Karşı taraftan beklentileri ulu bir dağ iken, karşı tarafa verdikleri bir toz tanesidir. İlişkilerinde bitmek tükenmek bilmez bir güç savaşı içindedirler. Üstelik sadakat konusunda oldukça esnektirler. “Ben sana fazla iyiyim” düşüncesi ile alternatif arayışına girmeleri uzun sürmez. Tartışmacı, eleştirel ve manipülatif tutumları ile partnerlerini kendilerinden adım adım uzaklaştırırlar. Dolayısıyla ilişkileri uzun ömürlü olmaz. Elbette ki kişi tüm benliğini narsist partnerinin kronik açlıklarını beslemeye ve adım adım tükenmeye adamamışsa.
Kişilik Özelliği Olarak Narsisizm
Narsisizmin Ernest Jones tarafından bir kişilik özelliği olarak tanımlanmasının üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçmiş. Buna rağmen, yakın geçmişe dek bu konu ile ilgili bilgilerimizi besleyen yegâne kaynak psikolog ve psikiyatrların bizlerle paylaştıkları klinik deneyimleriydi. Nihayetinde, narsisizm ölçeklerinin geliştirilmesi ile birlikte bugün narsisizmin günlük hayattaki karşılığını bilimsel olarak inceleyebiliyoruz. Özellikle 2000’li yılların başlarında çocuklarda narsisizmin araştırılmaya başlanması ile birlikte bu olgunun doğasını da yavaş yavaş keşfetmeye başladık (3).
“Narsisizm neden ortaya çıkar ve devamlılığını nasıl sağlar?” sorularının cevapları hakkında henüz çok fazla bilgi sahibi değiliz. Ancak narsisizmin kalıtsal olduğunu ve ebeveyn davranış ve tutumlarının da narsisizmi etkilediğini bilimsel çalışmalar (4) sayesinde artık biliyoruz. Psikoloji araştırmaları, narsisizmi yüksek olan anne babaların “Çocuğum Tanrı’nın bir lütfudur” ve “Kral ve kraliçenin prens ve prensesleri olur” alt metinleri ile çocuklarına nadir rastlanan isimler verdiklerini gösteriyor (2). Bu isimler sayesinde çocuklarının kalabalıklardan kolayca sıyrılacağına düşünüyorlar. Çocuklarının diğerlerinden daha zeki, daha üstün ve hatta neredeyse kusursuz olduklarına inanıyor, çocuklarına sık sık övgüler yağdırıyorlar. Anne ve babaların inançlarını zamanla içselleştiren çocuklar ilerleyen süreç içinde kendilerini diğerlerinden üstün görmeye, ayrıcalıkları hak ettiklerine inanmaya başlıyorlar. Yakın zamanda, Amsterdam Üniversitesi’nde yapmış olduğumuz bir çalışmada sosyal kıyaslamaların da narsisizmin devamlılığında etkin bir rol oynadığını keşfettik. Ergenlerin narsisizm seviyesi ne kadar yüksekse, o kadar sık sosyal kıyaslama yapıyorlar (“Ben diğerlerinden daha iyiyim!”) ve bu kıyaslamalar aracılığı ile narsisizm seviyelerini üç ay sonraya taşıyorlar.
Narsisizme Müdahale
“Narsist olmak hiç mi iyi bir şey değil?” diye soranlar vardır belki aramızda. Ne de olsa özgüveni yüksek narsistler hayattan keyif alıyor, kendileri ile ilgili harika şeyler düşünüyorlar. Yine de agresifliğe ve çeşitli bağımlılıklara yatkınlık, duygular ile başa çıkma ve sosyal ilişkilerde yaşanan güçlükler sebebiyle bu kişilik özelliği birçoğumuz için çok da cazip olmasa gerek. Aslında sıklıkla sorulan bu soru narsisizmin tedavisinin neden zor olduğuna yönelik cevabı da barındırıyor içinde. Kendisini bu kadar üstün gören bir kişi terapiye başvurma ihtiyacı duyabilir mi? Böyle bir kişinin “Problem bende değil, ben de problem olduğunu düşünen sizlerde!” diye düşünmesi elbette çok olası. Psikolojik desteğe başvuranları göz önünde bulunduralım. Bu defa da başka bir handikapla karşı karşıya kalıyoruz. Mükemmeliyetçi bir benlik imajı çizmeye adanmış olan narsistler, farkındalık kazanmaya başladıkça gelişime açık yönlerini zayıflık olarak algılayabiliyorlar. Kendileri ile ilgili inançlarını tehdit eden bu iç görüler, narsistlerin sürece olan adanmışlığını azaltabiliyor (5).
Narsisizm konusunda, çocukların ve ergenlerin psikolojik desteğe ulaşmaları çok daha güç. Psikolojik destek ile aralarında köprü görevi gören ebeveynler narsisizmin işaretlerini gözden kaçırabiliyor, belirtileri başka kişilik özellikleri ile karıştırabiliyor veya normalleştirebiliyorlar (5). Kalıtımsal yanı göz önünde bulundurulduğunda, narsisizmi yüksek olan ebeveynlerin “Problem benim çocuğumda değil, benim çocuğumda problem olduğunu düşünen sizlerde!” demeleri de olasılıklar dâhilinde.
Bilimsel deneyler narsistik tepkilerin kısa süreliğine frenlenebileceğini gösteriyor. Örneğin; hayattaki en önemli değerleri sorulan ve bu değerlerin onlar için neden önemli olduğunu yazması istenen narsist gençler egolarını tehdit eden deneyimler karşısında daha az agresif tavırlar sergiliyor. Diğer insanlarla ortak noktalara odaklanmak da narsistik eğilimleri törpülüyor (3). Koşulsuz kabul ve samimi ilişkilerin önemi de sık sık vurgulanıyor. Uzmanların narsist bir partnere, ebeveyne, evlada ya da arkadaşa sahip olanlara tavsiyeleri özetle şu (4): Olur da şefkatli ve içten davrandığı bir anı yakalarsanız bu davranışa aynı şekilde karşılık verin. Ona kendine patronluk taslanıyormuş gibi hissettirmemeye özen göstererek, bu olumlu davranışların tekrarı konusunda onları cesaretlendirin. Benim de kendi bilimsel çalışmalarımdan (6–8) yola çıkarak vereceğim öneri şöyle: Narsistlere kronik sosyal mukayeselerinden sıyrılabilecekleri başka bir stratejiyi hatırlatın yani zamansal kıyaslamaları. Kendilerini başkaları yerine, eski halleri ile kıyaslamak kişilerde üstünlük arzusunu değil; kendini geliştirme arzusunu tetikliyor. Bu, uzun vadede narsisizmin ilerlemesinin önüne geçebilir.
Sözün özü, narsisizm fiilen kişiye kendini iyi hissettirse de hem kendisi hem de çevresindekiler için başa çıkılması kolay bir kişilik özelliği değil. Umalım ki Narcissus’un bıraktığı miras zaman içinde yeniden şekillenebilsin. Bu yeni şekli ile kimse kendini iyi hissedebilmek ve kabul görebilmek uğruna belli koşulları yerine getirmek zorunda hissetmesin. Öze değil, kalıba, statüye ve eylemlere bahşedilen hayranlığın ve takdirin açlığı içinde yaşamasın. Bu açlık uğruna çevresindekileri tahrip edip ruhsal bir enkaza dönüştürmesin. Umalım ki insanlar kayıtsız şartsız, yalnızca ve yalnızca, var oldukları için kabul görebilsin ve başkalarını da bu şekilde kabul edebilsin.
* Bu yazı Münzevi Dergisi 11. sayısına yazmış olduğum yazının güncellenmiş bir versiyonudur. Yapmış olduğumuz bilimsel çalışmalardan ve daha önce yazmış olduğumuz kaynaklardan oluşmaktadır. Lütfen kaynak göstererek kullanınız.
KAYNAKÇA
1. Brummelman, E., Gürel, Ç., Thomaes, S., & Sedikides, C. (2018). What separates narcissism from self-esteem? A social-cognitive perspective. In A. D. Hermann, A. Brunell, & J. Foster (Eds.), Handbook of trait narcissism: Key advances, research methods, and controversies (pp. 47–55). New York, NY: Springer.
2. Brummelman, E. , Thomaes, S. , Nelemans, S. A. , Orobio de Castro, B. & Bushman, B. J. (2015). Journal of Personality and Social Psychology, 108 (4), 665–679. doi: 10.1037/pspp0000012.
3. Thomaes, S., & Brummelman, E. (2016). Narcissism. In D. Cicchetti (Ed.), Developmental psychopathology (3rd ed., Vol. 4, pp. 679–725). Hoboken, NJ: Wiley.
4. Brummelman, E. (2019). Bewonder mij! Overleven in een narcistische wereld. Amsterdam, the Netherlands: Nieuwezijds.
5. Brummelman, E., & Gürel, Ç. (2019). Childhood narcissism: A call for interventions. Journal of Affective Disorders, 244, 113–114.
6. Gürel, Ç. & Brummelman, E. (2020). The problem with telling children they’re better than others. Scientific American.
7. Gürel, Ç., Brummelman, E., Sedikides, C., & Overbeek, G. (2020). Better than my past self: Temporal comparison raises children’s pride without triggering superiority goals. Journal of Experimental Psychology: General, 149, 1554–1566.
8. Gürel, Ç., Brummelman, E., & Overbeek, G. (2021). Proudly moving forward and feeling connected: Temporal comparisons relate to adolescents’ desire for growth and relatedness. Emotion. Advance online publication.